içimdeki haylaz çocuğu en son gördüğümde uyumakla meşguldu. Bir zamanlar domino taşlarına yenik düşüp günahlarından kurtulmak için daldığı o saklambaçlı uyku, ayakkabısındaki muhtemel kaldırım tozlarının yaklaşık 2 yıl kadarını silip süpürmüştü. Bu süre boyunca o gece gündüz hep uyudu. Bir kaç gün önce ona tekrar baktım ve uyandığını gördüm. Önce esnedi, sonra sağa sola baktı. Gözlerini ovuşturdu ve ayağa kalktı. Hemen nice yaramazlıklar yaptı dola taşa. Sonra bir soluk aldı ve dünya varmış dedi. Bir kaç da küfür sıraladı kabuslarına. Kötü rüyalardan uyanmış bu veledin hayallerine ulaşması an meselesiydi.
Şimdi on gün yokum. Gittiğim yerde ve geri geldiğimde mutlu olacağım. Benim hayallerimin gerçekleşmesi şu yazıyı okuyanın zikinde olmayabilir, çünkü kendi hayallerim, beni mutlu eder. Bilirim; rüzgar kanatlarımı acıtacak. Ama melankoli benim hamurumda var... güneşi seviyorum, yağmuru bıraktım size. İyice yıkanın.
ruh tasması
abdulkadir çığşar
20.07.2011
21.05.2011
eski bir dost
"fight club'ı da charles bukowski yazdı biliyorsun di mi" diyerek 'cahilliğimden' yararlanıp bir zaman beni kandıran 'eski bir dost' aradan geçen onca zamana ve hatta şimdilerde evleniyor olmasına rağmen tivit'lemiş bu durumu. kandırdın da kıçın başın göğe mi erdi 'sevgili eski bir dost'? "fight club'ı bukowski yazdı diye kandırmıştım bir keresinde bir arkadaşı. aklıma geldikçe gülerim" demiş. sonra "cidden albümünü hiç beklemediğim insanlar var." demiş. demiş de, niye lan? ne gerek var?
4.12.2010
kırmızı başlıksız
zamanla yarış. zamanın önünde dur.
bir fotograf çek. zamanın bir yerinde kal öylece.
bir şarkı bestele. bir heykel yap. bir resim çiz.
bir gün bile zamana yenilme.
bir gün yenileceksen kendine yenil.
bir sürü gerçeğin olacak.
insanlar tanıyacaksın yanılgılar tanıyacaksın
bir dizi gerçeğin kalacak.
ateşi sen yakacaksın, ateş seninle yanacak
fakat göreceksin ısınan başkası olacak
ateşten soğuyacaksın, ateş içine saklanacak.
küçük masum çocuklar saklambaç oynayacaklar sen sokaklarından geçerken
sen hatırlayacaksın bir zamanlar küçük bir çocuk olduğunu.
zaman bir fahişe gibi girecek aklının içine
günler sunacak öncesinden şimdinin. güzel günler sunacak.
geleceği de gösterecek siyah olan fal taşında.
zaman seni kıskanacak. seni onlardan, onları senden alacak.
ama sen zamana yenilmeyeceksin, yenilme. yenileceksen kendine yenil.
tüm saatleri kır, tüm takvimleri yak. sakın ola geleceği hiç düşünme.
hep bugün vardır, sadece bugün. ceplerini bilyelerle doldurmaya bak.
bırak ağzının kenarlarında dondurma lekesi kalsın. diz kapağın kanasın.
bırak zaman aksın kendince. sen ona yenilme. hiç büyüme çocuk, sakın büyüme.
komik suratlı adamlardan biri olma.
kravat takma.
parayı önemseme.
düzene ait olma.
onun bir parçası hiç olma.
olacaksan bir kadına ait ol. annene ait ol mesela.
ya da o her şeyi senden iyi bildiğini sanan sevimli kıza.
hep hatırla. leğendeki suda gemiler yüzdürürdünüz.
okyanusları düşünmeye başlama sakın bir gün. okyanuslar ufkunun bir parçası değil unutma.
bir gün geri getiremeyeceğin ilk şey o leğen olabilir...
bir fotograf çek. zamanın bir yerinde kal öylece.
bir şarkı bestele. bir heykel yap. bir resim çiz.
bir gün bile zamana yenilme.
bir gün yenileceksen kendine yenil.
bir sürü gerçeğin olacak.
insanlar tanıyacaksın yanılgılar tanıyacaksın
bir dizi gerçeğin kalacak.
ateşi sen yakacaksın, ateş seninle yanacak
fakat göreceksin ısınan başkası olacak
ateşten soğuyacaksın, ateş içine saklanacak.
küçük masum çocuklar saklambaç oynayacaklar sen sokaklarından geçerken
sen hatırlayacaksın bir zamanlar küçük bir çocuk olduğunu.
zaman bir fahişe gibi girecek aklının içine
günler sunacak öncesinden şimdinin. güzel günler sunacak.
geleceği de gösterecek siyah olan fal taşında.
zaman seni kıskanacak. seni onlardan, onları senden alacak.
ama sen zamana yenilmeyeceksin, yenilme. yenileceksen kendine yenil.
tüm saatleri kır, tüm takvimleri yak. sakın ola geleceği hiç düşünme.
hep bugün vardır, sadece bugün. ceplerini bilyelerle doldurmaya bak.
bırak ağzının kenarlarında dondurma lekesi kalsın. diz kapağın kanasın.
bırak zaman aksın kendince. sen ona yenilme. hiç büyüme çocuk, sakın büyüme.
komik suratlı adamlardan biri olma.
kravat takma.
parayı önemseme.
düzene ait olma.
onun bir parçası hiç olma.
olacaksan bir kadına ait ol. annene ait ol mesela.
ya da o her şeyi senden iyi bildiğini sanan sevimli kıza.
hep hatırla. leğendeki suda gemiler yüzdürürdünüz.
okyanusları düşünmeye başlama sakın bir gün. okyanuslar ufkunun bir parçası değil unutma.
bir gün geri getiremeyeceğin ilk şey o leğen olabilir...
20.05.2010
sevgili lena...
sevgili lena,
bugün öyle yorgun uyandım ki anlatamam. hatta sabah koşumu yapmasam mı diye düşündüm. ama biliyorum ki 1 kere aksatırsam gerisi gelicek. aksatmak, bırakmaya devretcek kendini. zaten hemen irademi topladım, uykuyu yendim.
bi' hışımla attım yataktan kendimi. o enerjiyi yakalayabilmek için hemen perdeleri açtım, güneş odama doldu. yatağın altından ucu gözüken tavşan kafalı terliklerimi giydim. dişlerimi fırçaladım ve senin aldığın eşofmanları giyerek, dışarı fırladım.
tam 1 saat 15 dakika aralıksız koştum. ama nedense bu kez her zaman koştuğum yörüngede değildim. böyle istedim. yolun üzerinden, evlerin yanından, bulutların altından geçmiyordum sanki bi de. sanki yol benim altımdan, evler benim çevremden, bulutlar benim üzerimden geçiyorlardı... rüzgarın yüzüme daha bir başka değdiğini söylememe gerek yok sanırım. yaprakların arasından geçip suratıma çarpan hava senin tenin gibi kokuyordu sanki. eminim okurken kızacaksın, yine beni neden kattın diye. surat ifadendeki muzurluğu da tahmin edebiliyorum. kendini içinde madden olmadığın bir günümde bulmanın verdiği hazzın dudaklarına kattığı ve çaktırmaktan çekindiğin o kıvrım(evet biliyorum elinle ağzını kapadın bile) ve kızar gibi yapmak istediğin başarısızlıkla çatılmış kaşlar. gülümsedim gözümün önüne gelince şimdi.
neyse olay bu değil tabi.
o hızla koşarken beni fişim çekilmişçesine anında olduğum yere kenetleyen bir şey oldu. aşağı yukarı 50 mt. ilerde kırık dökük vaziyette duran kırmızı araba gözümün içine öyle bir sokuldu ki... oracıkta durdum ve düşünmeye başladım. sonra yavaşça yürümeye başladım arabaya doğru. içimde nedenini bilmediğim bir merak vardı. çok heyecanlanmıştım ve korkuyordum. titreye titreye arabanın yanına vardım. çamura bulanmış camlarından içeri bakarken bir yandan da ona dokundum.
aklımda hala bir bilinmeyen varken sen aklıma düştün. bir yandan arabayla uğraşıyordum bir yandan seni düşünüyordum. şu çok önemli iş gezisinden hala dönmediğini, seni çok özlediğimi falan işte. sen nerdeydin? o an hafızam silindi, ya da başka bir şey. şimdi anlatamadığım gibi o zaman da tam anlamadım. sonra ilginçtir ki gözlerim doldu. içimden bir ses mezarlığa gitmemi söyledi. koşmaya başladım tempomu hayli yükselterek. bu kez ben yolun üzerinden, ağaçların yanından, bulutların altından geçiyordum. hepsi beni izledi. herkes beni seyretti. ben bağırıyordum sanki koşarken. ben sanki ağlıyordum.
bir yandan da sakinleşmeliyim diyordum. bilincim yerindeydi ama elimde olmayan bi' şeyler vardı. bir el vardı sanki içimde, kalbimi tutmuş avucunda her gözyaşımla biraz daha sıkıyor. o sıktıkça kalbim acıyor, içim acıyor, gözlerim daha hızlı veriyor nefesini, damlalar daha hızlı akıyor. ikinci bir el boğazıma dayadı sanki yumruğunu, hava girmeye zorlandığında ciğerlerime, titreşemiyordu artık ses tellerim. acı çığlıklarım hırıltıdan başka birşey değildi artık. ayaklarımın ilerlemediğini, ağaçların yerinde durduğunu farkettiğimde gökyüzü üstüme düşüyordu sanki. kafama sert bir cisim indi, gözlerim kapandı. bilmiyorum ne kadar, kaç dakika, saat veya saniye karanlıkta kaldım.
gözümü açtığımda sersem 3-5 kişi gözlerini dikmiş aval aval bakıyordu. içlerinden bir tanesi, diğerlerinden kısa olan, daha bir garip bakıyordu. yoksa gülüyor muydu ne? göz göze geldiğimizde bir adım geri gitti.
ben ayağa kalkınca, ben tekrar seni düşününce, ben ıslak yüzümün kuruyarak soğumasını hazmedemeden tekrar kanımı akıtınca, ve ayaklarım tekrar yörüngesini tutunca insanlar aralarında mırıl mırıl konuşup sesler çıkardı.
ama dert değil, şimdi daha sakin, daha emindim ve o ses geride kalıyordu her nefesimde.
koşmaya devam ettim. hiç gitmediğimi düşündüğüm mezarlığın yolunu sanki ezbere biliyordum sanki defalarca gitmiştim daha önceden. biraz daha takip ettikten sonra yolumu, 10-12 yaşlarında bir kaç çocuğun bana bakıp kahkaka attıklarını gördüm. yerden irili ufaklı taşlar alıp bana atıyorlardı. "aman tanrım! bu olan ne?" diye mırıldanıp başımı önüme çevirdim. devam ettim hiç soluk almadan.
sonunda varmıştım o soğuk, derin, ürkütücü yere. evini bulması an meselesi olan bir kedinin inancıyla hızla mezar taşlarının yanında geçerken, toprağın altından fırlayan kocaman bir ağaç köküne takılıp düştüm.
sanırım iki dakika kadar hareketsiz şekilde kaldım. sersem gibi sağıma soluma bakıp, ağzıma doluşan toprak parçalarını tükürdükten sonra yavaşça kafamı kaldırdım. gördüğüme inanamıyordum. hiç bir şeye inanamıyordum. tam sekiz yıl, tamı tamına sekiz koca yıl önce gömmüştüm oraya seni. hani o bin bir hevesle aldığımız kırmızı arabamızla, o çok önemli olan iş gezisi...
hiç dönmedin lena sen hiç dönmedin..
ve ben de hiç dönmedim. giderken bıraktığın olmadım. evimiz, sipariş ettiğimiz perdeler, çok istediğin büyük televizyon, her akşam birini izleriz diye seçtiğin 50 film... onların hepsi yerinde.
ayrıca ben bu semtin delisiymişim bunu yeni öğrendim. sen de bilmiyosundur. yanına koşarken karşılaştığım adamlar, bir kaç yıl boyunca yattığım hastahaneden bir ambulans çağırmışlar. onlar da beni kollarımdan bağlayıp yani o meşhur deli gömleğini bana giydirip hastahaneye götürdüler. sakinleştiğimde konuşulanları anladım. her şeyi idrak ettim. tam sekiz yıl sonra geri döndüm lena.
ve bugün değerli. bugün senin doğum günün, ve artık benim de..
ve elimde tuttuğum birkaç defter var. aklım başımda değilken, sen hatırımda değilken yazdıklarım. onları okumaya başladım sana yazmaya başlamadan az evvel.
acım seni zihnimden atmamı söylemiş ve atmışım. ama bilememişim ki sen herşeymişsin, ve bu yüzden aslında acım bana beni öldürmemi söylemiş meğer. 8 yıl yokmuşum. 8 yıl yokmuşsun. çok komik... bunun farkına vardığımda ruhsuzdum sanki. sen aklıma döndün, aklım bana döndü, ben sana döneceğim.. 8 yıl sonra bugün, ben 8 yaşına geldiğimde bir delinin yapamadığı en güzel şeyi yapacağım. bu yapacağım şey aklı başında bir adamın, bir deliden fazlasıdır. en güzel kokunu sık lena, en anlamlı elbisemle geliyorum.
"bu hikaye çok sevgili wagı'yla birlikte yazdığımız bir dışavurumdur."
bugün öyle yorgun uyandım ki anlatamam. hatta sabah koşumu yapmasam mı diye düşündüm. ama biliyorum ki 1 kere aksatırsam gerisi gelicek. aksatmak, bırakmaya devretcek kendini. zaten hemen irademi topladım, uykuyu yendim.
bi' hışımla attım yataktan kendimi. o enerjiyi yakalayabilmek için hemen perdeleri açtım, güneş odama doldu. yatağın altından ucu gözüken tavşan kafalı terliklerimi giydim. dişlerimi fırçaladım ve senin aldığın eşofmanları giyerek, dışarı fırladım.
tam 1 saat 15 dakika aralıksız koştum. ama nedense bu kez her zaman koştuğum yörüngede değildim. böyle istedim. yolun üzerinden, evlerin yanından, bulutların altından geçmiyordum sanki bi de. sanki yol benim altımdan, evler benim çevremden, bulutlar benim üzerimden geçiyorlardı... rüzgarın yüzüme daha bir başka değdiğini söylememe gerek yok sanırım. yaprakların arasından geçip suratıma çarpan hava senin tenin gibi kokuyordu sanki. eminim okurken kızacaksın, yine beni neden kattın diye. surat ifadendeki muzurluğu da tahmin edebiliyorum. kendini içinde madden olmadığın bir günümde bulmanın verdiği hazzın dudaklarına kattığı ve çaktırmaktan çekindiğin o kıvrım(evet biliyorum elinle ağzını kapadın bile) ve kızar gibi yapmak istediğin başarısızlıkla çatılmış kaşlar. gülümsedim gözümün önüne gelince şimdi.
neyse olay bu değil tabi.
o hızla koşarken beni fişim çekilmişçesine anında olduğum yere kenetleyen bir şey oldu. aşağı yukarı 50 mt. ilerde kırık dökük vaziyette duran kırmızı araba gözümün içine öyle bir sokuldu ki... oracıkta durdum ve düşünmeye başladım. sonra yavaşça yürümeye başladım arabaya doğru. içimde nedenini bilmediğim bir merak vardı. çok heyecanlanmıştım ve korkuyordum. titreye titreye arabanın yanına vardım. çamura bulanmış camlarından içeri bakarken bir yandan da ona dokundum.
aklımda hala bir bilinmeyen varken sen aklıma düştün. bir yandan arabayla uğraşıyordum bir yandan seni düşünüyordum. şu çok önemli iş gezisinden hala dönmediğini, seni çok özlediğimi falan işte. sen nerdeydin? o an hafızam silindi, ya da başka bir şey. şimdi anlatamadığım gibi o zaman da tam anlamadım. sonra ilginçtir ki gözlerim doldu. içimden bir ses mezarlığa gitmemi söyledi. koşmaya başladım tempomu hayli yükselterek. bu kez ben yolun üzerinden, ağaçların yanından, bulutların altından geçiyordum. hepsi beni izledi. herkes beni seyretti. ben bağırıyordum sanki koşarken. ben sanki ağlıyordum.
bir yandan da sakinleşmeliyim diyordum. bilincim yerindeydi ama elimde olmayan bi' şeyler vardı. bir el vardı sanki içimde, kalbimi tutmuş avucunda her gözyaşımla biraz daha sıkıyor. o sıktıkça kalbim acıyor, içim acıyor, gözlerim daha hızlı veriyor nefesini, damlalar daha hızlı akıyor. ikinci bir el boğazıma dayadı sanki yumruğunu, hava girmeye zorlandığında ciğerlerime, titreşemiyordu artık ses tellerim. acı çığlıklarım hırıltıdan başka birşey değildi artık. ayaklarımın ilerlemediğini, ağaçların yerinde durduğunu farkettiğimde gökyüzü üstüme düşüyordu sanki. kafama sert bir cisim indi, gözlerim kapandı. bilmiyorum ne kadar, kaç dakika, saat veya saniye karanlıkta kaldım.
gözümü açtığımda sersem 3-5 kişi gözlerini dikmiş aval aval bakıyordu. içlerinden bir tanesi, diğerlerinden kısa olan, daha bir garip bakıyordu. yoksa gülüyor muydu ne? göz göze geldiğimizde bir adım geri gitti.
ben ayağa kalkınca, ben tekrar seni düşününce, ben ıslak yüzümün kuruyarak soğumasını hazmedemeden tekrar kanımı akıtınca, ve ayaklarım tekrar yörüngesini tutunca insanlar aralarında mırıl mırıl konuşup sesler çıkardı.
ama dert değil, şimdi daha sakin, daha emindim ve o ses geride kalıyordu her nefesimde.
koşmaya devam ettim. hiç gitmediğimi düşündüğüm mezarlığın yolunu sanki ezbere biliyordum sanki defalarca gitmiştim daha önceden. biraz daha takip ettikten sonra yolumu, 10-12 yaşlarında bir kaç çocuğun bana bakıp kahkaka attıklarını gördüm. yerden irili ufaklı taşlar alıp bana atıyorlardı. "aman tanrım! bu olan ne?" diye mırıldanıp başımı önüme çevirdim. devam ettim hiç soluk almadan.
sonunda varmıştım o soğuk, derin, ürkütücü yere. evini bulması an meselesi olan bir kedinin inancıyla hızla mezar taşlarının yanında geçerken, toprağın altından fırlayan kocaman bir ağaç köküne takılıp düştüm.
sanırım iki dakika kadar hareketsiz şekilde kaldım. sersem gibi sağıma soluma bakıp, ağzıma doluşan toprak parçalarını tükürdükten sonra yavaşça kafamı kaldırdım. gördüğüme inanamıyordum. hiç bir şeye inanamıyordum. tam sekiz yıl, tamı tamına sekiz koca yıl önce gömmüştüm oraya seni. hani o bin bir hevesle aldığımız kırmızı arabamızla, o çok önemli olan iş gezisi...
hiç dönmedin lena sen hiç dönmedin..
ve ben de hiç dönmedim. giderken bıraktığın olmadım. evimiz, sipariş ettiğimiz perdeler, çok istediğin büyük televizyon, her akşam birini izleriz diye seçtiğin 50 film... onların hepsi yerinde.
ayrıca ben bu semtin delisiymişim bunu yeni öğrendim. sen de bilmiyosundur. yanına koşarken karşılaştığım adamlar, bir kaç yıl boyunca yattığım hastahaneden bir ambulans çağırmışlar. onlar da beni kollarımdan bağlayıp yani o meşhur deli gömleğini bana giydirip hastahaneye götürdüler. sakinleştiğimde konuşulanları anladım. her şeyi idrak ettim. tam sekiz yıl sonra geri döndüm lena.
ve bugün değerli. bugün senin doğum günün, ve artık benim de..
ve elimde tuttuğum birkaç defter var. aklım başımda değilken, sen hatırımda değilken yazdıklarım. onları okumaya başladım sana yazmaya başlamadan az evvel.
acım seni zihnimden atmamı söylemiş ve atmışım. ama bilememişim ki sen herşeymişsin, ve bu yüzden aslında acım bana beni öldürmemi söylemiş meğer. 8 yıl yokmuşum. 8 yıl yokmuşsun. çok komik... bunun farkına vardığımda ruhsuzdum sanki. sen aklıma döndün, aklım bana döndü, ben sana döneceğim.. 8 yıl sonra bugün, ben 8 yaşına geldiğimde bir delinin yapamadığı en güzel şeyi yapacağım. bu yapacağım şey aklı başında bir adamın, bir deliden fazlasıdır. en güzel kokunu sık lena, en anlamlı elbisemle geliyorum.
"bu hikaye çok sevgili wagı'yla birlikte yazdığımız bir dışavurumdur."
soytarı
diyecektim; "ben bir soytarıyım. kraliçem! seni güldürebilirdim, ağlayan bulutların altındayken sarayın. ben bir soytarıyım. sevgili kraliçem! sadece bir kez ağlasam?
gerçek olan bir his yaşamak istiyorum..."
bir ahmağın su geçirmez çadırı var. rüzgar esecekti bir gün, fırtına kopacaktı,
suyu içine almayan bez parçası, suyun içine gömülecekti. içindeki o ahmak farkedecekti kendi kimliğini, kim olduğunu. oracıkta ağlayacaktım farkındalığı tanıdığımda dizlerimin üzerinde. ve diyecektim; "ben bir soytarıyım. kraliçem! seni güldürebilirdim, ağlayan bulutların altındayken sarayın. ben bir soytarıyım. sevgili kraliçem! sadece bir kez ağlasam? gerçek olan bir his yaşamak istiyorum..."
asıldı soytarı bahçedeki bir ağaca, o gün tüm çiçekleri soldu o sarayın.
bedeni uzaklara, çok uzaklara.. bu bir emir!
kayıkçılar demir aldı yosunlu koydan. bir şarkı söyledi teki, öteki kürek çekti..
kahin yalan söyledi, tufan selam durdu.
gerçek olan bir his yaşamak istiyorum..."
bir ahmağın su geçirmez çadırı var. rüzgar esecekti bir gün, fırtına kopacaktı,
suyu içine almayan bez parçası, suyun içine gömülecekti. içindeki o ahmak farkedecekti kendi kimliğini, kim olduğunu. oracıkta ağlayacaktım farkındalığı tanıdığımda dizlerimin üzerinde. ve diyecektim; "ben bir soytarıyım. kraliçem! seni güldürebilirdim, ağlayan bulutların altındayken sarayın. ben bir soytarıyım. sevgili kraliçem! sadece bir kez ağlasam? gerçek olan bir his yaşamak istiyorum..."
asıldı soytarı bahçedeki bir ağaca, o gün tüm çiçekleri soldu o sarayın.
bedeni uzaklara, çok uzaklara.. bu bir emir!
kayıkçılar demir aldı yosunlu koydan. bir şarkı söyledi teki, öteki kürek çekti..
kahin yalan söyledi, tufan selam durdu.
beyaz
beyaz giyenler her yanımı iğneye verdiler
ruhum bedenimi tırmalıyordu
acı onu çoktan fişlemişti ayrılması için
beynimi yararak açtığı boşluktan sızışını izledim
ne ruhumdum ne bedenim, bunun şahidiyim.
ruhum bedenimi tırmalıyordu
acı onu çoktan fişlemişti ayrılması için
beynimi yararak açtığı boşluktan sızışını izledim
ne ruhumdum ne bedenim, bunun şahidiyim.
16.08.2009
düş perisi
"düş perilerine inanmamalıydım... düş perilerine inanmamalıydım... boyalı dudakları, uzun tırnakları vardı, gözleri parlardı." diye mırıldanıyorum sanki içimden, aldatılmışlık mı yaşıyorum ne.
bugün eskiden tanıdığım bir düş perisi daha geldi yanıma. gösterişli yaratılışı yeniden bir soluk ötemdeydi. dostça konuşup aşkla dokundum gizliden gizliye. sonra kendimi engelledim. daha önceleri yaptığım gibi. çünkü o bana verdiği düşü geri almıştı vakti zamanında.
bir kızgınlık bastırıyor içimi onu her gördüğümde. ne olurdu sanki ! ya hep kalsa ya da hiç gelmese. her geldiğinde, gitmesin istiyorum. her gittiğinde, gelmesin istiyorum. daha önceden ateşe verdiğim aklımın bir köşesinde, dondurdum besliyorum öylesine. ama aşk değil bu başka bi' şey. sanki kendi saatimin yelkovanıyım da, birileri pilimi yeniledikçe dönüp duruyorum etrafımda. ben zamanın tam içinden geçiyorum aslında korunmasızca, kendi kaderimi düzerek, adım adım. ah bir kurtulup atabilsem, işte o zaman geri alacağım herkese söylediğim "unuttum" yalanını. işte o zaman "unutmamıştım ki ben ama şimdi gerçekten unuttum" diyebileceğim rahatça. inanmak konusunda, en başta hata yaptığımı biliyorum. inandım çünkü inanmak istedim. daha önce hiç denemediğim bir şeydi ve kendime bir şans verdim ben de. bu da keşkelerim diye bahsettiğim kutuya bir keşke daha atmamla sonuçlandı. "keşke inanmasaydım." ama dediğim gibi aşk değil bu başka bir şey. belki derinlerde saklanmış bir parça sevgi, belki de su yüzüne çıkmış bir tutam isyan. evet isyan! çünkü ben her şeye rağmen düş perilerinin masumluğuna inanırım hala. mutlaka ortada ihtiyar dünyanın bir oyunu vardır yine. o dünya ki; öyle pistir, öyle karanlıktır, öyle soğuktur.. bir yarasa bile anlayamaz. işte böyle bir dünyanın egemenliği altında, tüm kabahati düş perilerinde bulamıyorum. ama artık ne düş görmek istiyorum ne perisini.
yazdım çünkü, şu anda okuduğunu biliyorum düş perisi. unutamadığım her an için tekrar özür dilerim. ve bir gün yeniden gelirsen uykumun tam içine, senin için delirip yine de uzaklaşacağım oradan. bir peri olamam ama soğuk niteliksiz bir taş olmayı becerebilirim.
bugün eskiden tanıdığım bir düş perisi daha geldi yanıma. gösterişli yaratılışı yeniden bir soluk ötemdeydi. dostça konuşup aşkla dokundum gizliden gizliye. sonra kendimi engelledim. daha önceleri yaptığım gibi. çünkü o bana verdiği düşü geri almıştı vakti zamanında.
bir kızgınlık bastırıyor içimi onu her gördüğümde. ne olurdu sanki ! ya hep kalsa ya da hiç gelmese. her geldiğinde, gitmesin istiyorum. her gittiğinde, gelmesin istiyorum. daha önceden ateşe verdiğim aklımın bir köşesinde, dondurdum besliyorum öylesine. ama aşk değil bu başka bi' şey. sanki kendi saatimin yelkovanıyım da, birileri pilimi yeniledikçe dönüp duruyorum etrafımda. ben zamanın tam içinden geçiyorum aslında korunmasızca, kendi kaderimi düzerek, adım adım. ah bir kurtulup atabilsem, işte o zaman geri alacağım herkese söylediğim "unuttum" yalanını. işte o zaman "unutmamıştım ki ben ama şimdi gerçekten unuttum" diyebileceğim rahatça. inanmak konusunda, en başta hata yaptığımı biliyorum. inandım çünkü inanmak istedim. daha önce hiç denemediğim bir şeydi ve kendime bir şans verdim ben de. bu da keşkelerim diye bahsettiğim kutuya bir keşke daha atmamla sonuçlandı. "keşke inanmasaydım." ama dediğim gibi aşk değil bu başka bir şey. belki derinlerde saklanmış bir parça sevgi, belki de su yüzüne çıkmış bir tutam isyan. evet isyan! çünkü ben her şeye rağmen düş perilerinin masumluğuna inanırım hala. mutlaka ortada ihtiyar dünyanın bir oyunu vardır yine. o dünya ki; öyle pistir, öyle karanlıktır, öyle soğuktur.. bir yarasa bile anlayamaz. işte böyle bir dünyanın egemenliği altında, tüm kabahati düş perilerinde bulamıyorum. ama artık ne düş görmek istiyorum ne perisini.
yazdım çünkü, şu anda okuduğunu biliyorum düş perisi. unutamadığım her an için tekrar özür dilerim. ve bir gün yeniden gelirsen uykumun tam içine, senin için delirip yine de uzaklaşacağım oradan. bir peri olamam ama soğuk niteliksiz bir taş olmayı becerebilirim.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
yağmuru bıraktım size
içimdeki haylaz çocuğu en son gördüğümde uyumakla meşguldu. Bir zamanlar domino taşlarına yenik düşüp günahlarından kurtulmak için daldığı o...
-
beyaz giyenler her yanımı iğneye verdiler ruhum bedenimi tırmalıyordu acı onu çoktan fişlemişti ayrılması için beynimi yararak açtığı boşluk...
-
diyecektim; "ben bir soytarıyım. kraliçem! seni güldürebilirdim, ağlayan bulutların altındayken sarayın. ben bir soytarıyım. sevgili kr...
-
istediklerimi bir türlü elde edemememe rağmen her gece, yarın yapacağım diye uyuyorum. ve sanki uykumda birileri ya da bi' şeyler umudum...
