"düş perilerine inanmamalıydım... düş perilerine inanmamalıydım... boyalı dudakları, uzun tırnakları vardı, gözleri parlardı." diye mırıldanıyorum sanki içimden, aldatılmışlık mı yaşıyorum ne.
bugün eskiden tanıdığım bir düş perisi daha geldi yanıma. gösterişli yaratılışı yeniden bir soluk ötemdeydi. dostça konuşup aşkla dokundum gizliden gizliye. sonra kendimi engelledim. daha önceleri yaptığım gibi. çünkü o bana verdiği düşü geri almıştı vakti zamanında.
bir kızgınlık bastırıyor içimi onu her gördüğümde. ne olurdu sanki ! ya hep kalsa ya da hiç gelmese. her geldiğinde, gitmesin istiyorum. her gittiğinde, gelmesin istiyorum. daha önceden ateşe verdiğim aklımın bir köşesinde, dondurdum besliyorum öylesine. ama aşk değil bu başka bi' şey. sanki kendi saatimin yelkovanıyım da, birileri pilimi yeniledikçe dönüp duruyorum etrafımda. ben zamanın tam içinden geçiyorum aslında korunmasızca, kendi kaderimi düzerek, adım adım. ah bir kurtulup atabilsem, işte o zaman geri alacağım herkese söylediğim "unuttum" yalanını. işte o zaman "unutmamıştım ki ben ama şimdi gerçekten unuttum" diyebileceğim rahatça. inanmak konusunda, en başta hata yaptığımı biliyorum. inandım çünkü inanmak istedim. daha önce hiç denemediğim bir şeydi ve kendime bir şans verdim ben de. bu da keşkelerim diye bahsettiğim kutuya bir keşke daha atmamla sonuçlandı. "keşke inanmasaydım." ama dediğim gibi aşk değil bu başka bir şey. belki derinlerde saklanmış bir parça sevgi, belki de su yüzüne çıkmış bir tutam isyan. evet isyan! çünkü ben her şeye rağmen düş perilerinin masumluğuna inanırım hala. mutlaka ortada ihtiyar dünyanın bir oyunu vardır yine. o dünya ki; öyle pistir, öyle karanlıktır, öyle soğuktur.. bir yarasa bile anlayamaz. işte böyle bir dünyanın egemenliği altında, tüm kabahati düş perilerinde bulamıyorum. ama artık ne düş görmek istiyorum ne perisini.
yazdım çünkü, şu anda okuduğunu biliyorum düş perisi. unutamadığım her an için tekrar özür dilerim. ve bir gün yeniden gelirsen uykumun tam içine, senin için delirip yine de uzaklaşacağım oradan. bir peri olamam ama soğuk niteliksiz bir taş olmayı becerebilirim.
16.08.2009
14.08.2009
sıkılmaktan sıkıldım
istediklerimi bir türlü elde edemememe rağmen her gece, yarın yapacağım diye uyuyorum. ve sanki uykumda birileri ya da bi' şeyler umudumu çalıyor da ben dün ki ben olarak devam etmiyorum güne. ve yine her gece uyumadan önce, yarın olduğunda umutlarımı koyduğum yerde bulayım diye, camı kapıyı sıkıca kapatıyorum. böylece çalamaz kimse onları. hep böyle geçiyor günlerim kısmen. ha oldu ha olacak derken, ara sıra farkına varıyorum da, yaşlanıyorum ben de diğer insanlar gibi. avuçlarımda istediğim şeyleri göremeden yaşlanıyor olmak, gençliğimi incitiyor ve bu yüzden biraz daha yaşlanıyorum. sonra elimdekileri ve yanımdakileri düşünüp bunun için mutluluk duyma anı geliyor, aşağı yukarı aynı saatinde her günün. sonra sıkı sıkıya bağlanıyorum onlara, bazısına dokunarak bazısına çok uzaktan.ama ne oluyorsa bu mutluluk, saçma bir şekilde insanoğluna yetmiyor. tüm utancımla yeniden istiyorum tanrıdan, tanrı kızıp elimdekileri de almasın diye fazla da üstelemiyorum. henüz tamamlanmış olmadığımı hissettiriyor bana tüm bunlar, çünkü bir şey başarabilmiş ya da sonuca varabilecek bir yola çıkabilmiş dahi değilim. ve sıkılıyorum istemekten, beklemekten, bu bekleyiş sırasında aynı şeyleri yaşamaktan. yaşamak dedim de, böyle gittiğini düşünürsem ömrüm seksen yıl sürecekse, tam, yirmi dokuz bin iki yüz kere aynı günü yaşamış olacağım. bu durumda ha seksen sürmüş ha bir, bi' önemi yok. yaşamanın anlamıszlığı üzerine sabaha kadar tartışabilirim. ama bunun tam tersine yani yaşamanın anlamı üzerine de tartışabilirim :) sanırım benim en büyük sorunum başkalarını sevip, kendimi sevememek. birisi çıkıp "bıktım abi yaşamaktan" dediğinde, sırtını sıvazlayıp yağlandıra ballandıra anlatıyorum hayat denen muammayı. ama sıra kendime geldiğinde geçip aynanın karşısına ne bi çift tatlı söz ediyorum, ne de gelipte moral vermeye çalışan insanlara kulak asıyorum. ya kendimden nefret ediyorum ya da fazlasıyla kırılganım. bu durum insanı bir şeyler yapmaktan alı koyuyor, çevreden itiyor, uğraşlardan uzaklaştırıyor, monotonlaştırıyor. hatta o kadar çok monotonlaştığım oluyor ki bazen, birden bahçede dolanan kedileri görüp kemirgen olmak istiyorum, onlar kovalasın ben kaçayım diye. olmuyor o da haliyle, yine sıkılıyorum, kendimden bile sıkılıyorum ve en son sıkılmaktan sıkılıyorum. en iyisi yazayım ben bunları diyorum, okunsun diye değil de yazdığım süre kadar sıkılmam diye.
13.08.2009
bugün ve yarın
bugünleri anlamsız kılan yarınlar aslında. her ne yaşıyorsak, ya yarına göre planlıyoruz ya da yarın olunca zaten yok olup bitmiş oluyor.hep yitip giden anılarla yaşıyoruz ölene dek. resimlere bakıp, kadehleri vuruyoruz. eski bir günü hatırlayıp, eski şarkılar söylüyoruz.geçen her saniye biraz daha yaşlandırıyor bizi. ama yine de hatırlayınca geçmişten bir iki tatlı bakış, bi' kaç tatlı söz, yine içimiz içimize sığmıyor.ağlamamak için zor tutuyoruz kendimizi. kimi zamansa ağlıyoruz. bazen hatırlamanın sevincinden bazen geriye dönememenin acısından. belki de ikisi birden damlıyordur gözlerimizden. velhasıl hepimiz sürekli kaybediyoruz, kazandığımız hiç bir şey yok olgunluk dışında. ne aşk kalıyor geriye, ne dostluk, ne para.hepsi eriyor avuçlarımızda kar olup. bugünleri anlamsız kılan yarınlar aslında. buna karşın bugünler yarınları anlamlı kılmaktan vazgeçmiyor. karşılıksız sevgi bu olsa gerek. öyle ya, bugün ne yapıyorsak yarına devrediyor. bugün veriyor, yarın alıyor ve bugün veriyor yarın alıyor.
giriş - ruh tasması
birileri vardı içimizde dolaşan, hiç hakları olmayan bir şeyi istediler. onlarınmışcasına çektiler durdular. gün be gün koparmaya yaklaştılar.ama hiç bir zaman koparamayacaklardı, bunu unuttular. ruh tasmalarımız var bizi bize bağlayan. aklımızı kalbimize, kalbimizi sevdiklerimize bağlayan. bedenlerin en güçsüz düştüğü, her darbede yalpaladığı an, onu aşılayan. ruh tasmalarımız var kimi zaman kötü ellere geçen, oradan oraya zincirlerinde sürüklendiğimiz, ama dönüp dolaşıp yine bağlı olduğumuz yeri bulduğumuz. ve bir gün kırılacaksa zincirleri, demektir ki; ruh ve beden iki ayrı yola düşmüş.beden, üzerine çiçekler ektiğimiz, ağaçlar diktiğimiz hatta ondan geldiğimizin söylendiği yola, ruh ise hep merak ettiğimiz kimimizin inanıp kimimizin inanmadığı yere giden yola. ve karar verdim, bundan sonra ki bağlılıklarım önce kendime olacak. kendime olacak ki fazla uzaklaşmayayım kendimden. ne de olsa kopmadıkça bitmez, bitmedikçe kopmaz. bir anlamı kalmadığında hiç bir şeyin, irademin anahtarlarını kullanırım, zamansızca çözmek için bağı.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
yağmuru bıraktım size
içimdeki haylaz çocuğu en son gördüğümde uyumakla meşguldu. Bir zamanlar domino taşlarına yenik düşüp günahlarından kurtulmak için daldığı o...
-
beyaz giyenler her yanımı iğneye verdiler ruhum bedenimi tırmalıyordu acı onu çoktan fişlemişti ayrılması için beynimi yararak açtığı boşluk...
-
diyecektim; "ben bir soytarıyım. kraliçem! seni güldürebilirdim, ağlayan bulutların altındayken sarayın. ben bir soytarıyım. sevgili kr...
-
istediklerimi bir türlü elde edemememe rağmen her gece, yarın yapacağım diye uyuyorum. ve sanki uykumda birileri ya da bi' şeyler umudum...
